Ünlü Turizmci Kadir Uğur Dünya Turunu Tamamladı

 

Bentour Reisen gibi her sene Türkiye’ye binlerce turist getiren başarılı bir turizm şirketi kuran iş adamı Kadir Uğur, yelkenliyle çıktığı dünya turu macerasını tamamladı.

2017 yılında 17 metrelik “Benswiss Yat” isimli teknesiyle tura çıkan ve keyifli birçok hatıra biriktiren, yer yer korku dolu deneyimler yaşayan Uğur ile dünya turu hakkında eğlenceli bir röportaj gerçekleştirdik. İşte, o röportajdan başlıklar…

Öncelikle dünya turunuzdan bahsedelim. Nasıl geçti?

“Esasında tam dünya turunu yapamadık. 2017 ve 2018 yılları denizlerde geçti fakat kullandığım tekne, elektroniği çok bozulan bir tekne. 2014 yılında Hanse’de yapıldı, Almanya-Polonya sınırında. Bir Alman firması. Çok arıza verdi, her hafta bir şey bozuldu. Her hafta bir olay oldu. Dediler ki eğer ‘Pasifik Okyanusu’na geçerseniz, bu tekneyi tamir edecek ne servis bulabilirsiniz, ne yedek parçacı bulabilirsiniz.’ Onun için Panama’dan geri döndük. Böyle bir macera yaşadık, her şey bozuldu teknede. Sonra hiç kimseye tavsiye etmedim tekneyi ama bir taraftan da diyorlar ki ‘rahmetli Sadun Boro bilinçsiz değildi, teçhizatsız tekneyle çıktı ki hiçbir şeyi bozulmasın’ diye. Biz tam teçhizatlı tekneyle çıktık, her şey bozuldu. Denize hiçbir şey dayanmıyor. Elektronik olması da negatif bir olay. Bir korozyon oluyor, paslanıyor bütün cihazı devre dışı bırakıyor.”

Bir daha böyle bir dünya turuna çıkacak olsaydınız Sadun Boro’nun izinden mi giderdiniz, teçhizatsız tekneyle mi ilerlerdiniz?

“Bu kadar donanımlı, elektriği bu kadar fazla olan bir tekne kullanmazdım. Elektriği çalışmasa bile manuel fonksiyonlarının olduğu bir tekne lazım.”

Sizin gibi dünya turu yapmak isteyen denizciler için neler söyleyebilirsiniz?

“Tavsiye ederim. Yaş olarak 50’yi, 60’ı geçirmesinler. Ben 70 yaşında çıktım ama pek bir rahatsızlığım olmadı. Okyanus ortasında kas tutulmasına yakalandım, bir hafta bununla uğraştık. Onun dışında bir şey olmadı. Tavsiye ederim. Denizlerde Türk teknelerini görmek çok güzel ve ender bir şey.”

Son zamanlarda aslında bu sayı arttı. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

“Ne kadar artsa da üç tekne, beş tekne. Yeterli değil. Hollanda’dan 150 tekne çıkıyor, orasının nüfusu 10 milyon. 80 milyonluk Türkiye’den her sene 250 teknenin çıkması lazım.”

Bir kitap çıkarmışsınız?

“Evet, hem Almancası var hem Türkçesi var. ‘Hayatım Deniz’ diye bir kitap çıkardım.

Kitabınızda nelerden bahsettiniz?

“Üç bölümden oluşuyor. İlki, Panama’ya kadar gidiş gelişim. Mesafe olarak esasında aynı mili yaptık aslında, dünyayı dönmekle aynı mile denk geldi. İkinci bölüm; Almanya’da yaptırdığım teknenin, oradan buraya gelişi. Acemilik bölümü; henüz yelkenliden anlamıyorum. Oradan bulduk tekneyi, buraya kadar getirdik. Üçüncü bölümde; benim esas mesleğim; turizm. 50 senedir her sene 200 bin turisti Türkiye’ye getiren biriyim. Onunla ilgili tecrübelerim, seyahatlerle ilgili tecrübelerim, hayatımla ilgili önemli noktaları anlattım. 400 sayfalık bir kitap oldu.”

Peki, ne öğrendiniz bu seyahatte? Denizcilik olsun, hayat ile ilgili olsun?

“Bu seyahatte öğrendiğim en önemli şey; Türkiye’nin dünyanın en güzel memleketi olduğu, Türkiye insanlarının en iyi insan olduğu, sevecen insan olduğu.”

Neden böyle düşünüyorsunuz?

“Edindiğim tecrübelerden. Yaşadığımız olaylardan. Gördüğümüz koylarından tutun, memleketlerinden tutun, marinalarına kadar şeylerden. Dönüşte bu kanaati verdim. Kitabın sonunda da onu yazdım; ‘Dünyanın en iyi yerleri Türkiye’de, dünyanın en iyi insanları Türkiye’de’ dedim. Herkes burada hayıflanır ya ne biçim memleket diye. Kaptanımız Murat Bey ile beraber gittik, o da o kanaate vardı.”

Korktuğunuz bir tecrübe yaşadınız mı?

“Yaşadık. Cebelitarık’tan çıktık, dedik Fas Sahilleri’nden aşağıya inelim, Agadir Adaları’na kadar inelim dedik. Oradan Kanarya Adaları’na vururuz, oradan son hazırlıklarımızı tamamlarız. Orada okyanusa 20 gün, 24 gün Barbados Adaları’na geçeriz. Cebelitarık’tan çıktık, o boğazı döndük, hava raporları gayet güzeldi. Akşam olmaya başladı, dedik ki gece gideriz, Rabat’ta bir marinada yer ayırtmıştık. Bir döndük ki bir fırtına, bir hava..önden geliyor. Biz de Rabat’a söz vermişiz, yetişeceğiz diye rüzgâra karşı debelene debelene bütün gece gittik. Ertesi sabah geldik, (telsizle konuşuyor gibi yapıyor) ‘Marina, marina. Rabat Marina, biz geldik!’ Ses yok. Ondan sonra tekrar tekrar…ses çıktı ama kontak kayboldu. ‘Kapalı’ dedi, onu anladık. ‘Girmeyin’ dedi. ‘Ne yapacağız’ dedik, ‘dalgalar büyük fırtına devam ediyor, biz girmek istiyoruz’ dedik. “Bir bot çıktı Zodiac” , dedi ‘siz den önce bir tekne girerken battı, hatta biz marinayı kapattık’ dedi. ‘Ne yapacağız?’ dedik, ‘gidin bir yüz mil, orada Kasablanca var, limana girersiniz’ dedi.

Gittik, Kasablanca’ya girdik. Zaten bir gün daha geçti, biz bir gece iki gün yoldayız. Kasablanca’ya girdik, mazotumuz bitti. Sonra dedik Kasablanca Marina biz geldik.  Ses yok.  Ondan sonra bir ses çıktı, ‘çıkın dışarıya buradan’ diye. ‘Çıkmayız’ dedik, ‘mazot alacağız, mazot yerini gösterin. Biz çıkmayız’ dedik. Bir bot geldi, attı bizi dışarıya. Neden atıldığımızı biz de bilmiyoruz. Agadir’e daha  300 mil var. Mazot yok, bir şey yok, saklanacak koy da yok.  Öyle iki saat gene debelene debelene gittik. Üç kişiydik ama harap olmuşuz, uyku gözümüzden akıyor. Yani uyuyamıyorsun da, nöbet tutman lazım, yelkenlere o fırtınada hâkim olman lazım. İki saat sonra bir durdu hava, tersine dönmeye başladı, arkadan esmeye başladı. Sonra geldik Agadir’e kadar, orada bizim acente vardı turizmden. Girmeden içeri hemen onu aradım, dedim: ‘Bize hemen bir hamam bul, hamamı da kapat.’ Hamamı buldular, boşalttılar, kapattılar. Hamama girdik, Murat (kaptan), bir Alman vardı o ve ben..1,5 saat masaj, sonra 24 saat uyumuşuz.”

En beğendiğiniz ülke? Keşke bir daha gelebilsem dediğiniz bir yer?

“Azor Adaları. Çok çok güzeldi. Azor Adaları’na gelirken de okyanusun geri dönüşü…gene ortasındayız. Nereden bakarsan her tarafa bin mil, bin 500 kilometre uzaktayız. Azor Adaları’na gelince orada yüksek basınç alanı var. Alçak basınç alanı olan yerlerde, rüzgâr kesiliyor. Onu da biliyoruz biz. Rüzgâr kesildi, akıntı var biraz. Onunla gidiyoruz. Motoru açtık, motorla gidiyoruz. Bir saat gittik, tak tuk tuk (motor durma sesini taklit ediyor) motor durdu. Eyvah dedik, biz kaldık. Daha bir hafta yolumuz var. Bir hesapladık, rüzgârsız bir ay gideceğiz. Ne yapacağız, ne edeceğiz derken ben tersaneyi aradım dedim ki ‘Bizim motor şanzıman dağıttı.’,  ‘Ne şanzımanı?’ dediler, ‘onda şanzıman yok ki. İnin, pervaneye bakın’ dedi. Okyanusun ortasında, köpek balıkları var, her türlü balık var. Sonra cesaretli kardeşim Murat (kaptan) ben de zıpkın aldım merdivende, Murat bıçak elde dalgıç takımıyla daldı. Ama ikimiz de terledik suda. Hakikaten balık ağı sarmış. Okyanusun ortasında balık ağının ne işi var? Böyle sarmış, bloke edince o sesler çıkmış, durmuş. Kestik, çıktık. Dedim ki bir on dakika basma Murat, moralimiz bozulmasın. Basarız, çalışmazsa o da kötü. Haydi Bismillah dedik; bastık, çalıştı. Geldik Azor Adaları’na. Azor Adaları hakikaten pırıl pırıl adalar, her daim ilkbahar olan adalar. Hep 23 derece, 24 derece. İnsanları mülayim, her taraf tertemiz.”

YACHTLIFE&TRAVEL

Diğer Makaleler

İlginizi Çekebilir