Ad image

Seyahat ve Oyunculuk: Can Nergis

Can Nergis ile Oyunculuk ve Seyahat

Oyunculuk ve Seyahat Bir Arada…

Can Bey hayat nasıl gidiyor? İlkbahar-yaz dönemini oldukça yoğun bir tempoda geçirdiniz, nasıl geçti çekimler?

Evet efendim merhabalar hayat nasıl gidiyor; şu an çok yoğun gidiyor özellikle dediğiniz gibi ilkbahar yaz dönemi oldukça yoğun geçti. Seyahat etmek de yordu. Yani hem çocuklar hem de aile hepsi bir arada güzel birkaç tane farklı karakter çıkarttığıma inanıyorum. Gayet iyiydi hepsi. Benim için önemli olan her işte farklı karakter çıkarmak ve tamamen farklı olsun istiyorum; yani hepsi birbirine benzediği zaman benim için oyunculuğun bir anlamı kalmıyor.

Kısa bir süre içerisinde üç ayrı dizi ve iki sinema filminde yer aldınız. Karakterler arası geçiş zor oldu mu? Adaptasyon süreciniz nasıldı?

Ben anlık yaşıyorum her şeyi. Ezberi yaparken bile, ezberi ve tam anlamıyla mizanseni tutturmadan gidiyorum çünkü orada son anda her şey değişebiliyor. Bu kısa süre içinde gerçekten çok hızlı bir film ve üç dizi yaptım. Şu anda ikinci sinema filmimi çekiyorum, yarın başlıyoruz. Üç ayrı dizi ve bir sinema filminde yer aldım. Karakterler arası geçiş zor oldu mu? Karakterden karaktere geçince, karakteri benimsediğim zaman, karakteri iyi içime aldığım zaman; benimle beraber o karakteri çıkarabiliyorum. Onun dışında; evet biraz zorlanıyorum tabii ama burada trick noktasını çözdüğüme inanıyorum o yüzden elimden geleni yapıyorum.

Dijital platformlar günümüzde oldukça popüler, büyük bir oranda izleyici artık dijital platformlarda vakit geçiriyor. Sizin bu konu ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Onlar evet çok popüler günümüzde ve gerçekten oyuncunun önünü açtığını, oyuncuların gerçekten doğaçlama yapabildiği özgürlük alanı olduğunu düşünüyorum. TV dizilerinde tabii ki bunlar mümkün olmuyor o yüzden bizim için gerçekten açık bir alan yani öyle söyleyeyim o yüzden zevk alıyorum
tüm dijital platformlardan. Dijital platformu seviyorum çünkü orada sürekli kalıyor ve dünyaya açılabiliyor,  yurt dışına satışları da olabiliyor yani global oluyoruz. Aynı zamanda çok uzun sürmüyor. Kısa, sekiz on bölümlük diziler çekiyoruz, yurt dışındaki dizilerde böyle. Hep böyle 30 dakika 35 dakika insanlar sürekli bütün zamanını ekrana vermiyor. Bir başladığında nerede kaldıysa oradan devam edebiliyor, özgürlük var. Herkesin evinde kaydetme özelliği olmadığı için interneti olanlar tak tak indiriyor televizyona yansıtıyor vs.

Şimdiye kadar birçok dizi ve film projesinde yer aldınız. Sizi en çok etkileyen, karakteri canlandırırken duygularınızı kontrol etmekte zorlandığınız bir karakter oldu mu?

En son Mevlana dizisinde oynarken babamı kaybettim. Tam da sahneyi çekerken oldu bu olay beni çok etkiledi. Sahneyi de oynadım ama orada duygularımı kontrol etmekte gerçekten zorlandım, tabii ki çektik. Defnettikten sonra geri döndüğümde sahneyi tekrar çekmek zorunda kaldım çünkü oyunculardan bir tanesinin kostümünü yanlış giydirmişler o yüzden aynı sahneyi bir daha çekmek zorunda kaldık. Orada yine duygularımı birazcık kontrol etmekte zorlandım bir de ölüm sahnesi vardı yine aynı dizide.

Tam ölüm sahnesinde-biraz yönetmenimizin kontrolü dışında oldu bir şeyler- ekipler komple bizim TRT ekibi geldi içeriye birden sahneye, orada biraz sahnenin ahengi kaçtı. Böyle şeyler oluyor ama artık işimizin, mesleğimizin icabı yutuyoruz. Bir şekilde işimizi bitirmeye çalışıyoruz yani iş olarak baktığımız için, şey gibi düşünün; bir otelci sürekli gülmek zorundadır evde veya dışarda ne yaşadıysa hiçbir şey olmamış gibi iş yerinde hiçbir şey olmamış gibi davranmak gerekiyor. Gülerek ve tebessümle her ne yaşadıysa, bu da onun gibi bir şey yani bizim mesleğimizin parçası artık kabullendik.

Biraz da gündelik hayattan bahsedelim. Modellikten, TV dünyasına geçişiniz nasıl oldu? Biraz bahseder misiniz?

18. yaşıma Çin’de bastım ve modellik yolculuğum Asya ile başladı aslında, Çin’de yani. Bir menajerim vardı, o oraya gitmemin uygun olduğunu söyledi. Modellerin orada başlangıç yaptığını ve tekstil firmalarının orada sürekli katalog çektiğini, reklam castlarının olduğunu söyledi. Tamam o zaman dedim biletimi aldılar. Oradan beni model apartmana davet ettiler her şeyimi aldım oraya seyahat ettim. Üç aylık kontrat imzaladım ve çalışmaya başladım. Model apartmanında kalıyordum. Sabah erkenden şoför geliyordu bize, castinglere götürüyordu.

Casting sonucunda işler konfirme olduğun zaman, ona
göre bir ay içerisinde yaklaşık 20-25 tane katalog çekiyordum. Onun dışında reklam castlarına, defilelere gidiyordum. Öyle böyle derken; sürekli üç ay üç ay uzattım ve o ülke bu ülke bütün işlerde çalıştım aslında. Yaklaşık 35-45 ülkede çalışmışlığım var, çok güzel bir tecrübe oldu. Bu süreçte tabii
ki artık modellik zaman geçtikçe, yaş aldıkça biraz bana zor geldi. Yani çocukken cool geliyordu, güzel geliyordu çekimler yapmak. Çünkü daha önceden fotoğrafım yoktu bunlar çoğaldıkça artık bu kadar fotoğrafın bir anlam ifade etmediğini anladım.

Bu fotoğrafların artık oynamasını istedim yani video halinde bir şeyler olsun istedim. Baktım ki birazcık yeteneğim olduğunu bana orada castinglerde yönetmenler söylemeye başladı: “reklam castlarına alalım seni” dediler. Reklam castlarına seyahat etmeye başladım. Artık modellikten zaman ayıramadığım için de birini seçmek zorundaydım ve modelliğe elveda dedim. Reklam castlarına başladım biraz bocalama oldu ama ondan sonra sabrettim ve bir ay içinde 10-15 tane çektiğim reklam oluyordu. Hala da ulaşamadığım, görmediğim, izlemediğim reklamlar var dünyanın her yerinde.

Bunlar çoğaldıkça Tomris Giritlioğlu bir tanesini görmüş ve Çağdaş Ertuna, köşe yazarı beni yazmış; “Uzakdoğu’nun Kıvanç Tatlıtuğ’u bir gün gelecek Türkiye’ye, sizde bunu göreceksiniz bu çocuk çok güzel şeyler yapacak.” Bu yazıyı gören Tomris Giritlioğlu, Altın Portakal Film Festivali’ne giderken gazeteyi açıyor, beni görüyor ve çocuğu istiyorum diyor; benimle bağlantıya geçiyor. “Hemen buraya geliyorsun oğlum, sana bir başrol veriyorum ve hayatının dönüm noktası olacak senin için” diyor. Ben burada zaten sürekli çekimler yapıyorum, sizi tanımıyorum kusura bakmayın bir araştırma zamanım olmadı diyorum. “Sen beni bir araştır” diye suratıma telefonu kapatıp, sekreterine aratıyor.

Ondan sonra Türkiye’ye davet ediliyorum. Avşar Film sağ olsun, Şükrü abi çok sevdiğim bir isim piyasada, oraya geliyorum. ATV’de “Her Şeye Rağmen” isimli bir dizide başrol oynuyorum. O zaman Kenan Kalav’ a benzetiliyorum. Dila Hanım’da oynuyorum. Dila Hanım’ı bitiriyoruz sonra art arda gelmeye başlıyor projeler. Sonra aile oluyoruz işte hanım, çocuk bir çocuk daha. Böyle hayat gidiyor…

Oyunculuk ve Seyahat Hakkında

Seyahat ve denize olan tutkunuzu hepimiz biliyoruz. Geçmişten gelen bir gelenek mi? Yoksa kendi tercihiniz mi oldu sizi denize çeken şey?

Evet denize olan aşkımız çok büyük nereden geliyor; aslında dedem kılavuz kaptandı eskiden. Ben de kayıkla, işte ne bileyim sualtı dalışlarıyla sürekli ilgilendim. Çocukluğumda profesyonel yüzücüydüm, 16 yaşında boğazı yüzerek geçtim. Yüzme ihtisasta yüzüyordum, Enka’da yüzüyordum. Ondan sonra yurt dışına seyahat ettim zaten. Onun dışında denize çeken şey ne oldu beni; yani işte dediğim gibi dedeyi takip ettik aslında.

Denizin ve seyahat etmenin çok zevk verdiğini gördüm. Bir ayağımın denizde olması lazım. En azından, gün içerisinde denizi görmem lazım; eğer denizsiz bir yerdeysem kendimi çok kötü hissediyorum. Sanki sulanmamış bir çiçek gibi hissediyorum. Öyle söyleyebilirim size.

Türkiye’de tatil rotası olarak her yaz muhakkak seyahat ettiğiniz yerler neresi? Okuyucularımıza önereceğiniz, henüz keşfedilmemiş seyahat koylarınız var mı?

İnanın işin durumuna göre tatil rotası ve tarihleri sürekli değişiyor. Boşluk bulup, arabanın marşına bastığımda her yerdeyim öyle söyleyeyim. Rotaya göre sürekli bir şey çiziyorum çünkü her yerde deniz tarafında bir sürü arkadaşımın dostumun teknesi, benim teknemin de olduğu bir sürü teknemiz var o yüzden çekim için kıyıları seyahat ediyorum. Ege sahilleri öyle söyleyebilirim. Okuyuculara önereceğim henüz keşfedilmemiş koylarım var mı? Niye söyleyeyim ki; geçmedikten sonra büyük bir anlam ifade etmiyor. Zaten direkt kirletme ve tüketme çabasında herkes.

Ne kadar da söylesen kimse kulak asmıyor, yani denizin ve hava kirliliğin durumuna engel olmamız gerekiyor artık. İnsanları gerçekten bilgilendirmemiz gerekiyor. Denize atılan atıklar, bunların sonuçları… Bunlara girmek istemiyorum bu sebeple kendi keşfettiğim yerlerin ismini bile bilmiyorum. O yüzden de pek söylemek
istemiyorum.

Nasıl balıkçı merasını söylemez, ben de oraları söylemek istemiyorum. Kendim paylaşırken bile isim yazmıyorum, sadece genel şehrin ismini yazıyorum. O yüzden okuyucularımızdan da özür diliyorum.

Yatlara ve yat seyahat türlerine olan ilginiz de aşikar. Denizciliğe yeni başlayanlar ya da merakı olanlar sizce nasıl ve nereden başlamalı?

Evet, şöyle söyleyeyim; insanlar gerçekten kullanım açısına göre bir araç ya da işte tekne neyse onu almalı. Bir araba alırken bile beklentilerine göre olanı seçmeli. Çünkü herkesin karakteri ve yapmak istedikleri farklı. O yüzden genelleme yapamıyoruz burada gerçekten. İnsan kendini ve ne istediğini
bilecek o zaman da tekneyi ona göre alacak bunu söyleyebilirim.

Denizciliğe yeni başlayanlar ya da meraklı olanlar nasıl ve nereden başlamalı; biraz önceki soruda da söylediğim gibi kayıklardan, sallardan başladım. Küçükken kendi sallarımızı yaptık sallarla başlayabilirler. Balık tutmayı öğrendim,
büyüklerimizle kayıklarda kürekler çektim öyle başladım. Kendi kendime başladım böyle söyleyebilirim yani.

Yeni sezonda izleyicilerimiz başka bir proje ile sizi ekranlarda görecek mi?

Şu an bir sinema filmi çekiyorum ismi “Game Over” yani “Oyun Bitti.” Projemiz, çok farklı ve çok renkli. Fazlasıyla hareketli, aksiyon ve heyecan dolu bir proje. Yine karakter değişiyor ufak ufak, tabii ki olay değişiyor birden aslında, oyun gerçeğe dönüyor öyle söyleyebilirim.

Yurt dışında da yine bunun örnekleri var. Farklı farklı versiyonları da var. Gerçekten farklı bir proje olacağına inanıyorum, burada rengi değiştiriyoruz biraz. En son beni İtiraf projesinde bıyıklı, sakalsız gördünüz. Burada biraz saçlar farklı biraz kilo alıyorum, çok hafif yani. Çok fazla detay vermeyeyim aslında neredeyse çoğunu anlattım. Güzel bir proje olacak sinemalarda seyircileri görmem dileğiyle diyorum.

Son olarak Yacht Life & Travel okuyucularına, varsa denizin altın kurallarından birkaç tanesini söyler misiniz?

Evet, Yacht Life & Travel Dergisi için altın kuralımızı söylüyoruz: En iyi tekne arkadaşının seyahat teknesi. Eğer bunu yaratabiliyorsan iyisi bu. Onun dışında; eğer teknen varsa zaten seve seve alıyorsun ve seve seve satıyorsun. Altın kuralımız önce tekneyi iyi tanımalıyız baştan sona her şeyiyle ne kadar hızlı tanırsak o kadar cevabını çabuk buluruz. Makinaları çok iyi tanımalıyız, makinanın konuşması her şeyi anlatıyor zaten. Makinaları iyi dinliyorsak; yani tekneci olması da önemli değil, makinayı biliyorsa o zaman her şey tamamdır zaten. Seyahat de keyifli hale gelir.

Yorum yap